Girişimci Devlet: Oyuncu Olmak mı, Oyunu Kurabilmek mi?
- Özkan Çinar

- 11 saat önce
- 4 dakikada okunur

Devlet ekonomide ne yapmalı?
Bu soru yeni değil. Uzun yıllar boyunca tartışma çoğunlukla iki uç arasında yürüdü. Bir tarafta piyasanın mümkün olduğunca serbest bırakılması gerektiğini savunan yaklaşım, diğer tarafta devletin ekonomik hayatta daha etkin rol üstlenmesini isteyen anlayış vardı.
Son yıllarda ise bu tartışmanın içine başka bir kavram daha güçlü biçimde girdi: Girişimci devlet.
Kavramın geniş çevrelerde tanınmasında Mariana Mazzucato’nun önemli bir payı var. Mazzucato, 2011’de yayımlanan çalışmasını 2013’te The Entrepreneurial State adıyla genişletti ve devletin yenilik ile teknolojik dönüşümdeki rolüne ilişkin yerleşik bazı kabulleri tartışmaya açtı.
Temel yaklaşımı şuydu: Devlet her zaman özel sektörün ardından gelen ve yalnızca piyasa aksadığında devreye giren bir aktör değildir. İnternetten GPS’e, biyoteknolojiden çeşitli dijital teknolojilere kadar birçok alanda kamu kaynakları, özellikle belirsizliğin ve riskin yüksek olduğu ilk aşamalarda önemli roller üstlenmiştir.
Bu yaklaşım devlet-piyasa ilişkisine farklı bir pencere açtı.
Ancak bugün başka bir soruyu da sormak gerekiyor:
Devletin risk alması tek başına yeterli midir?
Çünkü girişimcilik yalnızca risk almak anlamına gelmez. Hangi riskin alınacağına karar vermek, sınırlı kaynakları doğru yere yönlendirmek, sonucu izlemek ve başlangıçta doğru görünen bir kararın şartlar değiştiğinde hâlâ doğru olup olmadığını sorgulayabilmek de girişimciliğin parçasıdır.
Mesele belki de tam burada başlıyor.
Her risk girişimcilik değildir
Özel sektörde yatırım yapan bir şirket düşünelim.
Şirket yeni bir ürün geliştirmeye, yeni bir pazara girmeye veya yeni bir teknolojiye yatırım yapmaya karar verdiğinde aslında geleceğe ilişkin bir varsayımda bulunur. Talebin oluşacağını, teknolojinin işe yarayacağını veya yatırımın rekabet avantajı sağlayacağını düşünür.
Fakat bunların hiçbiri garanti değildir.
Talep beklenen seviyeye ulaşmayabilir, teknoloji değişebilir, maliyet hesabı bozulabilir veya rakip daha iyi bir çözüm geliştirebilir.
İyi yönetilen şirketleri diğerlerinden ayıran özelliklerden biri hiç yanlış karar vermemeleri değildir. Asıl fark, yanlış kararın yanlış olduğunu ne kadar erken görebildiklerinde ortaya çıkar.
Devlet ekonomik dönüşümde daha girişimci bir rol üstlenecekse benzer bir sorun onun için de geçerlidir.
Üstelik kamunun yanlış kaynak tahsisinde maliyet yalnızca harcanan para değildir. Bir alana ayrılan kaynak, aynı anda başka bir alanda kullanılamayan kaynaktır.
Burada karşımıza alternatif maliyet çıkar.
Bu nedenle kamu açısından sorulması gereken soru yalnızca “Bu yatırım faydalı mı?” değildir.
Bir soru daha gerekir:
“Bu kaynakla yapılabilecek alternatifler arasında en anlamlı tercih gerçekten bu mu?”
Çünkü pek çok proje kendi içinde faydalı görünebilir. Fakat sınırlı kaynakların bulunduğu bir ekonomide asıl mesele yalnızca faydalı proje bulmak değil, bir tercihte bulunurken hangi başka imkândan vazgeçildiğini de hesaba katabilmektir.
Güçlü devlet başka, doğru karar veren devlet başka
Bu noktada Daron Acemoğlu’nun çalışmalarında öne çıkan devlet kapasitesi tartışması önemli bir tamamlayıcı çerçeve sunuyor.
Acemoğlu’nun farklı çalışmalarında güçlü kurumların, kamu kapasitesinin ve ekonomik gelişmenin birbirinden bağımsız olmadığı görülüyor. Bazı koşullarda yeterli kamu kapasitesi piyasanın sağlıklı biçimde gelişmesinin önünü de açabiliyor.
Ancak devletin bir şeyi yapabilecek kapasiteye sahip olması ile hangi şeyi yapması gerektiğine doğru karar verebilmesi aynı anlama gelmez.
Finansman imkânına sahip olmak, kaynağın doğru yere yönlendirileceğini garanti etmez. Büyük bir yatırım programı başlatabilmek, o programın sonucunun doğru ölçüleceği anlamına da gelmez.
Kısacası, kapasite önemlidir ama karar kalitesinin yerine geçmez.
Girişimci devlet tartışması yalnızca devletin daha fazla risk alıp almaması üzerinden yürütüldüğünde meselenin en zor tarafı geride kalabilir. Çünkü asıl güçlük, hangi riskin alınacağına ve hangi noktada o kararın yeniden değerlendirilmesi gerektiğine karar vermektir.
Teşvik etmek ile oyun kurmak aynı şey değildir
Bir başka önemli ayrım da teşvik veren devlet ile girişimci devlet arasında yapılmalıdır.
Teşvik sistemi çoğu zaman bir yatırımın maliyetini azaltmaya çalışır. Vergi avantajı sağlanabilir, finansmana erişim kolaylaştırılabilir veya belirli yatırımlar çeşitli yollarla desteklenebilir.
Ancak oyun kurmak daha geniş bir meseledir.
Örneğin bir ülkenin yapay zekâ alanında güçlü olmak istediğini düşünelim. Yalnızca bu alandaki yatırımlara teşvik verilmesi yeterli olmayabilir. Enerji ve veri altyapısından yetişmiş insan gücüne, araştırma kapasitesinden finansmana ve hukuki öngörülebilirliğe kadar pek çok unsurun birlikte çalışması gerekir.
Asıl oyun kuruculuk burada ortaya çıkar.
Devletin işi yalnızca belirli yatırımların maliyetini azaltmak değil, farklı unsurların aynı ekonomik hedef doğrultusunda çalışabileceği zemini oluşturmak olabilir.
Bu nedenle girişimci devletin başarısını yaptığı yatırımın veya dağıttığı desteğin büyüklüğüyle ölçmek yanıltıcı olabilir.
Daha anlamlı soru şudur:
Kamu tarafından kullanılan kaynak ekonomide ne kadar yeni yatırımın, teknolojinin, bilginin, üretim kapasitesinin ve insan kaynağının ortaya çıkmasına katkı sağladı?
Başka bir ifadeyle mesele yalnızca kaynak harcamak değil, o kaynakla kalıcı bir kapasite oluşturabilmektir.
Oyuncu olmak mı, oyunu kurabilmek mi?
Girişimcilik belirsizlik içeriyorsa bazı kamu yatırımlarının veya politikalarının beklenen sonucu vermeyeceğini de kabul etmek gerekir.
Burada sorun, her kararın başarılı olmaması değildir. Asıl sorun, sonuç alınamadığı görüldüğü halde kararın sorgulanmadan sürdürülmesidir.
Bu nedenle girişimci bir devletin yalnızca yeni programlar başlatabilmesi değil; sonuçları izleyebilmesi, şartlar değiştiğinde politikasını gözden geçirebilmesi ve gerektiğinde başka bir yola yönelebilmesi de önemlidir.
Belki girişimci devlet ile klasik müdahaleci devlet arasındaki önemli farklardan biri de burada aranmalıdır.
Bugünün dünyasında enerji güvenliğinden yapay zekâya, savunma teknolojilerinden yarı iletkenlere kadar birçok alanda devletlerin ekonomik hayattaki rolü yeniden artıyor.
Bu nedenle eski soruyu tekrar etmek yeterli olmayabilir:
Devlet mi, piyasa mı?
Belki daha anlamlı soru şudur:
Devlet oyuncu olmak mı istiyor, yoksa oyunun kurulabileceği zemini mi oluşturuyor?
Devlet oyuncu olduğunda belirli bir yatırımın başarısına odaklanır. Oyun kurucu olduğunda ise o yatırımın çevresinde yeni yatırımların, girişimlerin, teknolojilerin ve yetkinliklerin ortaya çıkabileceği zemini düşünür.
Bu nedenle başarının ölçüsü yalnızca kullanılan kamu kaynağı değildir.
Asıl mesele, bu kaynağın sonunda ekonominin kendi başına üretebildiği yeni kapasiteye ne kadar dönüştüğüdür.
Belki de girişimci devlet tartışmasının bundan sonraki sorusu tam olarak budur:
Devlet doğru riski seçebiliyor mu, şartlar değiştiğinde kararını gözden geçirebiliyor mu ve sonunda kendisine sürekli ihtiyaç duymayan bir ekonomik kapasite bırakabiliyor mu?
Çünkü girişimcilik yalnızca bir işe başlama cesareti değildir.
Asıl mesele, ne zaman oyuncu olmak gerektiğini ve ne zaman oyunu kurup sahayı girişimciye bırakmak gerektiğini bilmektir.
Özkan Çınar
SMMM | Yönetim Danışmanı
Stratejik Karar Revizyonu
© 2026 Özkan Çınar | muhasebekulisi.com
Bu yazı genel değerlendirme ve görüş niteliğindedir.




Yorumlar