İnsan İlişkilerinde Görünmeyen Bilanço
- Özkan Çinar

- 17 saat önce
- 2 dakikada okunur

İnsan ilişkilerini bazen yönetmeye çalışmak yerine akışına bırakıp izlemek gerekiyor. Çünkü kimin nerede durduğunu, rüzgâr tersten estiğinde kimin kök salıp kaldığını, kimin ilk esintide savrulduğunu görmek için zamandan daha iyi bir turnusol kâğıdı yok.
Şöyle bir geriye dönüp baktığınızda, “İyi ki hayatımdaki hacmini büyük tutmuşum.” dediğiniz birkaç insan mutlaka vardır. O çamurlu yollardan bugünlere gelirken zihninizde hep aynı yerde duran, zor zamanlarda değişmeyen, varlığıyla güven veren birkaç dostluğun veya bağın değeri, çoğu zaman yıllar geçtikçe daha iyi anlaşılıyor.
Bedenin yorgunluğu çoğu zaman bir gece uykuyla, biraz dinlenmeyle geçer. Ruhun yorgunluğu ise farklı çalışıyor. Çünkü ruhu yoran şey çoğu zaman mücadele etmek, çalışmak ya da çamurlu yolları yürümek değildir. Asıl yoran, zaman içinde bazı ilişkilere yüklediğimiz anlam ile onların gerçek taşıma kapasitesi arasındaki farkı fark etmeye başlamaktır.
Belki de insan yaş aldıkça dünyayı değil, insanları daha iyi tanıyor. Kimin ne kadar yük taşıyabileceğini, kimin ilk virajda yükü bırakacağını, kimin ise sessizce yanında yürümeye devam edeceğini daha kolay sezebiliyor.
Gençlik yıllarında çoğumuz herkesin hayatında büyük bir yer tutmak isteriz. Anlaşılmak, değer görmek ve güçlü bağlar kurmak için çabalarız. Zaman ilerledikçe ise başka bir sorunun daha önemli olduğunu fark ediyoruz:
"Ben kimde ne kadarım?" sorusundan çok;
"Ben kendimde ne kadarım?"
ve
"Yanımdaki insanlar bana ne kadar huzur veriyor?"
Belki de olgunlaşmak, insanları eksiltmek değil; ilişkilerin gerçek ağırlığını daha sağlıklı tartmayı öğrenmektir.
Başkalarının hayatındaki hacmimiz de çoğu zaman bizim tahmin ettiğimizden farklı oluyor. Bazı ilişkiler günlük hayatın, alışkanlıkların veya ihtiyaçların içinde oldukça büyük görünür. Ancak ihtiyaç ortadan kalktığında o hacim de küçülür.
Bazıları ise sessizdir.
Bir kriz anında, çıkmaza girdiğinizde ya da yeniden ayağa kalkmaya çalışırken zihninizde beliren ilk isimlerden biri olabiliyorsanız, belki de bir insanın hayatındaki gerçek hacminiz tam olarak odur.
Hayatımıza giren herkes içimizde bir iz bırakıyor. Kimilerine yüksek güven alanları açıyoruz. Kimilerini hayatımızın merkezine yerleştiriyoruz. Kimilerini ise sadece güzel bir dönemin hatırası olarak zihnimizin raflarında tutuyoruz.
Belki de yaş almak, artık bize huzur vermeyen ve içsel enerjimizi tüketen eski yükleri sonsuza kadar taşımamayı öğrenmektir.
Gerçekten taşımaya değer olanları; ailemizi, sadık dostlarımızı ve bize iyi gelen insanları sırtımızda değil, kalbimizde taşıyabilmek...
Bize ait olmayan yükleri ise kırgınlık üretmeden, hayatın doğal akışına bırakabilmek...
Belki ruhun hafiflemesi de tam burada başlıyor.
Çünkü ruhun yorulması, çoğu zaman yük taşımaktan değil; artık taşınmasına gerek olmayan yükleri hâlâ omuzlarında tuttuğunu fark ettiği anda başlıyor.
Peki sizce; insan yaş aldıkça mı başkalarındaki yerini daha doğru tartmaya başlıyor, yoksa sadece yorulduğu için artık o terazinin kefeleriyle eskisi kadar ilgilenmemeyi mi seçiyor?
Özkan Çınar
Yönetim danışmanı
Stratejik Karar Revizyonu




Yorumlar