top of page

Teşekkür etmeyi unuttuk.

Yaşamın hızına kapılıp telaş içinde telef olurken sürekli bir şeylerden şikâyet eder dururuz. Şikâyet etmeyi unutmayız da şükretmekle aslında eşdeğer olan teşekkür etmeyi unuturuz. Oysaki her teşekkür kime ve ne niyetle söylenirse söylensin içinde yaratıcıya dahi bir şükür barındırır. “Teşekkür ederim yani sana minnettarım.”

En son ne zaman birine teşekkür ettiniz bilmiyorum ama sanki bizler teşekkür etmeyi unuttuk ve unutmaya başladık.

Günlük hayatın önemli erdemlerinden biriydi teşekkür etmek. Takdir etmenin en kısa yoluydu. Artık emojiler kullanıyoruz. İki el birleşiyor ve minnettarım oluyor.

Lütfen coşkulu bir sesle teşekkür etmeyi ve duymayı kendinize çok görmeyin. Beden dilinizle teşekkürünüzü destekleyin ve ne olur gülümsemeyi de unutmayın. Teşekkür edin ki karşıdaki kişiye de değerli olduğunu hissettirin.

Sonraya bırakmayın,unutmayın nasıl olsa hayattalar, bıraktığım yerdeler, tekrar gördüğümde teşekkür ederim.Demeyin daha sonra ya……. Yoksalar, ya göremezseniz, ya pişmanlık duyarsanız.

Dinlemeyi de unuttuk.

“Yaratan bize iki kulak bir ağız verdi” bilin bakalım niye? Bildiniz değil mi? Cevap çok basit iki dinle bir konuş diye. Demek ki dinlemek bir sıfır önde. Diğer bir deyişle dinlemek, konuşmaktan iki kere daha zor olsa gerek.

Konuşmak, bir ifadeyi söylemek için çaba sarf ederler oysa dinlemek çoğu kez bir ifadeyi zahmetsizce ima etmekle de olur.

Dinlemiyoruz. Eşimizi, dostumuzu, komşularımızı dinlemiyoruz. Kendimizi dinlemiyoruz. Kalbimizi, ruhumuzu dinlemiyoruz. Sadece konuşuyoruz veya yazışıyoruz diyelim. Emojilerle konuştuğumuzu sanıyoruz.

Rüzgârı dinlemiyoruz, denizi dinlemiyoruz, tabiatı ağaçları, hayvanları dinlemiyoruz. En önemlisi artık söz dinlemiyoruz.

Bakın Tibet'in Dalai Lama'sı ne diyor."Konuştuğun zaman sadece bildiklerini tekrar edersin ama dinlersen yeni bir şeyler öğrenebilirsin."

Dinlemek, yeni fikirler katar insanın bilgi dağarcığına, genişletir. Yeni bir kimlik katar insana. Bugün iyi bir dinleyici olan, kim bilir belki de geleceğin en büyük hatibidir.

Oysaki karşılıklı bir konuşmada bile, daha çok konuşan kişi değil de, daha çok dinleyen kişi olunmalıdır.

Paylaşmayı da unuttuk.

 Paylaşmak kelimesinin anlamına ya maddiyet penceresinden bakar olduk ya da sosyal ağlarda paylaşılan resimler, havada uçuşan yerli yersiz bilgiler, ahkâm kesen mesajlar, emojiler anlar olduk.

“Nerede o eski günler” eskiden aynı mahalleyi, aynı sokağı paylaşırdık, mutluluğumuzu paylaşıp arttırdığımız komşuluklarımız vardı bizim.

Paylaşmanın anlamı, kavramı mı değişti, tadı mı kaçtı hayatın, yoksa benim yüreğimden yine bir şeyler mi taştı?

 

Saygı ve sevgilerimle…

0 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page