top of page

Alman Mucizesi


Ekonomi tarihinde 3 büyük para reformu yapan ve her reform sürecinden de başarı ile çıkan para reformları sayesinde ekonomisine büyük katkılar sağlayan Almanya’nın ekonomi mucizesi de başlı başına bir kitap konusudur. Makalede en yalın haliyle anlatılmaya çalışılacaktır.

Başlangıçta Nazi zulmüne uğrayan devamında da Sovyetler ‘in (SSCB) işgaline uğrayan Almanya II. Dünya Savaşı’nın savaşın getirdiği yıkımı el ele vererek, çalışarak onardı.

Savaş sonrası 1946 yılında Batı Almanya'da kalifiye işgücü ve yüksek teknoloji vardı ama savaş nedeniyle sermaye birikimini büyük çapta kaybetmişti. Bu durum yüksek enflasyon vb. problemlerle de birleşince savaş sonrası ilk yıllarda olağan dışı bir ekonomik daralma yaşadı.

Nazi dönemi sonrası ilk serbest seçimlerde  Konrad Adenauer'in ilk kabinesinde Ludwig Erhard’ın Ekonomi Bakanı olarak atanması Alman Ekonomik Mucizesi'nin başlamasında en büyük etkendir. Ludwig Erhard mucizenin baş mimarı olarak görülmektedir.

Ludwig Erhard’ ın ekonomi modeli ordoliberalizm  (en kısa haliyle sosyal devletsiz sosyal piyasa ekonomisi) kavramına dayanıyordu.

Bu modelin en belirgin özelliği piyasa ekonomisinin prensiplerini inkâr etmeden devletin piyasayı düzenlemesine ve ayarlamasına olanak tanımasıdır.

Sosyal devlet yaklaşımını tüm yönleriyle içine alan ve bunu ilke olarak benimseyen sistem eşit hayat şartlarına sahip olarak doğmayan (şanslı doğmayan) vatandaşlarına dahi toplum hayatında bir rol üstlenmelerini sağlamasıdır.

Ordoliberalizm sayesinde Alman toplumu faşizm veya komünizm gibi aşırı politik uçlara sapmaksızın siyasi konumları sınıflandıran sistemlerin ortasında kendine yer buldu.

Ludwig Erhard’ ın önceliklerinden biri Alman Merkez Bankası’nı (Bundesbank) bağımsız bir şekilde, güçlü bir merkez bankası yaratmaktaki kararlığıdır. Bu sayede para politikasını politikacıların kontrolünden çıkarmış, uzmanlığı ve kararlılığını da toplum nezdinde de yüksek bir değere kavuşturmuştur.

1923 hiperenflasyon sonrası Sovyetlerin kendi işgal bölgelerine enflasyon ihraç etmek için bastıkları Reichsmark yerine 1948 para reformuna giderek çok önemli bir adım attı. Yerine gelen Deutsch Mark ile para arzı 1936 öncesinin de gerisine düşürüldü. Almanların Deutsch Mark’ ın daha sağlam bir zemine sahip olduğunu kabul etmesiyle enflasyon kontrol altına alındı ve Reichsmark’ın sebep olduğu takas ekonomisi ortadan kalktı.

Para reformundan sonra hükümet, Ludwig Erhard’ ın tavsiyesiyle, vergi reformlarına gitti. Vergi reformuyla şirketlerin kazançlarını sermaye tutmalarını teşvik ederken, orta gelirli bireylerin üzerindeki vergi yükünü azaltma yoluna gitti. Vergi oranlarının düşmesiyle Alman vatandaşlarının harcanabilir gelirlerinde yükselme yaşanması iç piyasayı canlandırdı. İç piyasanın canlanması hükümete vergi geliri olarak geri döndü. Bu sayede sosyal reformların yapılmasına da kaynak oluşturdu.

1948’den on yıl sonra Alman ekonomisinde sanayi üretimi tam 4 katına çıkarak eski endüstriyel dinamikliğini geri kazandı.

Ludwig Erhard, Konrad Adenauer'in kabinesinde 1949'dan 1963'e kadar ekonomi bakanı olarak görev yaparak, daha sonra bizzat şansölyeliğe yükseldi.

1990 a gelindiğinde Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesiyle Alman ekonomisi tekrar oldukça zorlu bir 10-15 yıllık sürece girmesine sebebiyet verdi. Bunu nedeni;

16 milyonluk nüfusuyla Doğu Almanya’yı bünyesine katmak,  Almanya gibi güçlü bir ülke için bile çok büyük bir projeydi ve hem bütçe, hem de iş piyasası üzerinde büyük bir baskı oluşturdu. Öyle ki 2004 yılında Almanya yüzde 10.33 işsizlik ve yüzde 3,4 bütçe açığı ile her iki alanda da Avrupa’nın en kötü performans gösteren ülkesi oldu (Financial Times, 14 Ağustos 2017).

Bu olay Almanya’nın, Avrupa’nın hasta adamı olarak tanımlanmasına sebep oldu.

2005 yılından itibaren yeni bir Alman mucizesi gösteren Almanya yaşadığı bu krizden de iş gücü piyasalarındaki ve endüstriyel ilişkilerde yaptığı köklü reformlar sayesinde çıkmayı başardı. İş piyasası dinamiklerini üretimin rekabet gücüyle birleştirdi. Araştırma-geliştirme (ARGE) yatırımlarına önem vererek de üretim zincirini Doğu Avrupa’ya kaydırdı. Doğu Avrupa’da yüksek bir iş gücü yaratmasının faydasını aynı zamanda bu bölgeye en çok ürün ihraç eden ülke konumuna yükselerek gördü.

Özellikle 2000 yılından itibaren 18 kat büyüyen Çin pazarıyla 8 kat büyüyen Hindistan pazarına da en çok araba satan ülke Almanya.

Alman toplumunu diğer dünya toplumlarından ayıran bir özellikte Almanların ev almak yerine kiralamayı tercih etmesidir. Bu ayrışma 2008 sonrası yaşanan (özellikle emlak) küresel kriz ortamında Almanya’nın performansını artırarak sürdürebilmesi büyük önem taşımaktadır.

Tabi gerek Çin’in gerekse Almanya’nın başarılarının altında yatan en önemli neden toplum olarak vatandaşlarının arasında karşılıklı güvenin çok yüksek olması aynı güvenin hükümet ve vatandaşlar arasında da yaşanmasıdır. 

“Sanıyorum örnek alınacak en önemli model de bu olsa gerek…”

 

Not: Burada yer alan bilgi, yorum ve görüşler yatırım tavsiyesi niteliğinde değildir.

61 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page